MORTIRNAKLAR DİRİMİL YAYLA YOLLARINDA
Temiz hava, bol oksijen, yemyeşil ormanlar, büyüleyici zirveler biz doğa tutkunu Mortırnakları bekliyor deyip yola koyuluyoruz. Fethiye, Karabel, Karaçulha ve Kırkmuar yaylasına doğru 51 arkadaşlarımızla ilerliyoruz. Yolda bize leylekler eşlik ediyor. Leyleği de havada gördük, bize durmak yok diyoruz.
Asfalttan şose yola dönüyoruz, gece yağan yağmur yolu yumuşatmış. Kirazlı Asarcık mevkiinde aracımız kaymaya başlıyor. Araçlardan inip 50 yaş üstü kas kuvveti ile aracı çamurdan çıkarıp tırmanmaya başlıyoruz. Yol kulak memesi yumuşaklığında, atılan her adımda ağırlaşan ayakkabılarımızla ilerlerken aracın tekrar çamura saplandığı haberini alıyoruz. Halil Bey’in uzaktan yönlendirmesi ve arkadaşların itici gücüyle sorun çözülüyor.
Dağlara bahar gelmiş .Son kalan karlar da hızla eriyor.Dalaman çayının başlangıcını oluşturuyormuş bu sular. Çok sık aralıklarla pınarlar görüyoruz şifa niyetine diyip şişelerimizi dolduruyoruz Fatma muarından. Havada kar, ıslak çimen ve toprak kokusu var, saf oksijen soluyoruz. Ormanlık alan çok zayıf. Çukuryurt’ta az da olsa kavak ağaçları gözümüze ilişiyor. Yolun sağında küçük bir köy mezarlığı, yanında pınar, karşıda sol tarafta terk edilmiş görünümlü minik bir yayla evi….Bir Kızılderili atasözü der ki ‘’İlkbaharda usul usul yürü; Toprak Ana hamiledir.’’Yerlerde daha önce görmediğim bir çiçek alabildiğine yayılmış.Güneş yüzünü göstermediği için tam açılamamış. Brant hanım yoğurt çiçeği dedi ismine.Sarı ve mor çiçekler, pembe endemik papatyalar kendilerini göstermiş.Toprak verimli, su bol bir de güneşi gördü mü Kırkpınar bahar .Gördüğümüz her güzelliği resmetmek istiyoruz.Gruptan da kopmamak lazım,çekiyoruz, koşuyoruz. Araçlardan 8km erken indiğimiz için yani yol 25km. oluyor.Asım Bey’in sesi geliyor: koş koş.Bulutların arasında güneş gözüküyor ve yoğurt çiçekleri tüm ihtişamıyla açılıyor. Kıvrılarak ilerleyen şirin bir dereden geçiyoruz.. .Solumuzda Kel Dağları sağımızda seyrek de olsa yaşlı ardıç ağaçları bizi karşılıyor. Şifa için kullanılan ardıç ağacı meyveleri,ardıç kuşu tarafından yenilip sindirim sisteminden geçerken tohum hayat buluyor,kabuklanan tohumlar dışkıyla atılıyor.Toprağa karışan tohumlar çimleniyor.Kuşu göremiyoruz ama guguk sesi duyuluyor.Tıp alanında kullanılan ardıçla kara ardıç farklı olup,kara ardıçta zehir bulunmaktaymış.Çok önemli dip bir bilgi: Ardıç meyvesi yenildiğinde idrar menekşe kokusu aldığı için ortaçağda Romalı kadınlar tarafından sıkça kullanılırmış.Tepeler çıkıp tepeler inerek ilerliyoruz. Çimler sıklaştığı için altından sular aktığı halde batmıyoruz. Yerde yeşilin her tonunu görmek mümkün. Sonunda yemek molası için ortasından dere geçen bir piknik alanında duruyoruz. Grubun gençlerinden Görkem oğlumuz vatani görevini tamamlayıp on beş kilo vererek çakı gibi tekrar aramıza katıldı. Görkem’in anıları eşliğinde bir şeyler atıştırıp dere kenarında dinleniyoruz.. Alçak bulutlar yağmur yüklü gibi.Yusuf Bey rotamızı değiştiriyor.Tam doğuda minik bir tepe sanki bizi beklemiş, erimemek için direnmiş, içimizdeki çocuğun elinden tutup sezonun son kar savaşını başlatıyoruz.
Aslında hayat kötü değil onu kötü yapan yine biziz. Mutluluk bakış açısı bence .. Dişlenmiş karı toplayan arkadaşlar kar şerbeti yapıyorlar.Hatta Araştırmacı arkadaşım Bahriye nescafe ile karıştırıp milkshake benzeri bir tat elde etti ki, fena da değildi.Karda ellerimiz karıncalanmaya başlayınca liderin düdük sesiyle harekete geçiyoruz. Tepeden kayarak ineyim diye düşünen ben tabi ki ıslanıyorum.Dikenleri pıtırakları da unutmamak lazım.Yaşlar çıkıp kuru giysileri giyerken aklıma takılıyor:Teşnek (kelime anlamı:susamış) çok enteresan isim. Suların bol olduğu bir bölgeye susamış demek. Teşnek, Fatma Muarı,Çukuryurt,Enik taşı,Dedetaşı,Kadı Muarı , Marmalı, Kırkpınar kim koyar böyle telafuzu zor isimleri…Dönüş yolunda güneş rüzgarla savruluyor, biraz olsun sıcaklığı hissedebiliyorum. Bulutlar dağılmaya başlıyor artık.Kırkpınar Yaylasına mayıs ayında gidilmeli.Piknik için uygun. Mangal yapılabilecek alanlar, şırıl şırıl dereler her birinin adı ilginç olan pınarlar var. Anlatılana göre burada kuzu çevrilirmiş, kebabı çok meşhurmuş.Kuzudan iz görmedik ama bol miktarda cam şişe atıkları mevcut ne yazık ki. Orman yangınlarına sebep olur,hayvanların patilerine batar toplamak lazım. Toprak ana Dirmillilere cömert davranmış kanaviçe işler gibi işlemiş. Bulunduğu gibi bırakılmalı, doğa bu kadarcık saygıyı hak ediyor. Oksijen çarpması yaşıyoruz, çok yorgunuz . Yemekten sonra yokuş çıkmak kabus gibi.Nabzım çok yüksek Grubun arkasından gidiyoruz. Solumuzda mezarlığı gören arkadaşlar şaşırıyor, giderken fark etmemişler. Durup biraz inceliyoruz. Osmanlıdan kalma bir gelenektir mezarları yol kenarına yapmak, yakınında da mutlaka su olur.Yoldan gelen geçen bir Fatiha’yı esirgemez diye düşünülür.Hiç mezar taşı göremeyince aklıma A.H. Tanpınar’ın mezar taşı yazısı geliyor:’’Ne içindeyim zamanın ne dışında’’. Fatihalarımızı bağışlayıp hemen bu kasvetten sıyrılıyorum. Giderken sağımızda olan şeyler şimdi solumuzda, dejavu yaşıyoruz.Keyfimiz yerinde bu durum sürekli espri konusu.Koş koş gruba yetiş.Grubun neşe kaynağı,enerjisine yetişemediğimiz Japonya’dan getirdiği ıslak kuru fotograf makinesiyle hiçbir kareyi kaçırmadan resimlerimizi çeken Doğan Bey ‘’yaylalar yaylalar’’ diyerek bizi koşturuyor.Artık mola yok.Yürürken meyvelerimizi yiyoruz.Yol uzadıkça yorgunluğumuz da artıyor.Güneş kendini iyice gösterdiği için hepimizin neşesi yerinde.Yaylaya kahkahalarımızı armağan edip hızla inişe geçiyoruz. Son yol kıvrımına geldiğimizde araçlarımıza ulaşıyoruz.Her dönüş yolunda kaptan şoförümüz İlhan’ı görmek bizi çok mutlu ediyor.Araca binerken bir dejavu daha yaşıyorum: Öndeki gelin kızımız yine uyuyor.Dirmil’de çay molası veriyoruz .Meydandaki Atatürk heykeli bizi karşılıyor.Hemen özlemle etrafını sarıp fotoğraf çekiyoruz. Roma eserleri dikkatimi çekiyor, daha önce tanık olmamıştım müze dışında sergilenmesine. Arslan sfenksleri ve yazılı kolon dikkatimi çekiyor. Erken Roma dönemi olabilirler. Meydanın aşağı kısmında da bu eserlerden var. Artık Fethiye’ye doğru yola çıkıyoruz. Yolun solunda mandıra var, mola veriyoruz.Bütün süt ürünleri mevcut:Keçi peyniri,lor,yoğurt. Tatlarına bakıp alışverişlerimizi yapıyoruz.Kasada lokum ve püskevit ikram ediyorlar.Ağzımızda keçi peyniri tadı varken denemek cok da güzel olmuyor.
Bir Mortırnak yol hikayesi daha son buluyor. Hoşçakalın,dostça kalın, sevgiyle kalın.
Yazan Berrin Oğuz Kalınurgan
Fotoğraf : Yusuf CERAN
































