Adam, zamanında olacakları söylüyor;
sonrasında da dedikleri bir bir gerçekleşiyor.
Ben, pekçoklarının yaptığı gibi elde akıllı telefon, sürekli onunla olmam. Zaten de kullanmıyorum.
Haklı olararak, “Ya, ne yapıyorsun, diyecekesiniz”. Çeyrek yüz yıla varan yazmaya verdiğim önemle örtüeşen bir yanım var; günün belli bir saat dilimini okuyarak geçiririm. Bu zaman aralığı da çoğunlukla gün ışığının odamızı aydınlattığı erken saatlerdir.
Şu sıralar elimin altında üç çeşit kitap vardı. Biri “TROÇKİ III Kovulan Sosyalist(*)”, bir diğeri İngiliz Edebiyatı’ndan “Kuyu(**)”, bir başkası ise o bizim çok ünlü olan “BİZİM KÖY(***)”. Yayla’da da elimin altında, “OBAMA Vaatten İktidara(****)” var. Bunlardan “BİZİM KÖY”ü ise yeniden okuyorum. Onu, yıllar sonra merak ederek, Antalya’da, 1950 Dördücü Baskısını, İkinci El Kitap Satan büyük bir kitapçıda bularak okumuştum. Eski bir arkadaşım, onu yeni okuduğundan söz edince, ben de bilgilerimi yenilemek gereksinimi duydum. “Kuyu” adlı kitap da epeydir elimin altında. “TROÇKİ III Kovulan Sosyalist“i geçen hafta içinde bitirdim. Bitirdim de, o kitabın bir yerinde geçen olayı sizlerle paylaşmadan edemeyeceğimi anladım. Şimdi sizlere o olaydan söz edeceğim.
Bilirsiniz, günümüzde geliştirilen aygıtlar sayesinde hava olayları artık şaşmaz bir biçimde öngörülebiliyor. Bunda hiç birimiz şaşışıalacak bir yan da görmeyiz; kanıksamışızdır.
Gelgelelim bir de ülke gidişatlarını “İnsan, insanın kurdudur,” türünden, günbe gün gözlemleyerek ne sonuçlarla karşılanacağını bilebilen ender kişiler vardır. Onlara biz kanaatönderi desek de içlerinden bazıları bu sıfatın da çok ötesindedirler.
İşte onlardan biri de yakın geşmişte yaşamış Troçki adındaki devrimcidir(!). O, ülkesinde gerçekleştirilen “Ekim 1917 Bolşevik Devrimi”‘nde çok etkin olan başat kişilerden biridir. Adı, Devrim Önderi Lenin ile birlikte de anılır. Devrim sonrası ülkenin dört bir yanında yaşanan İç Savaş sürecinde Kızıl Ordu’yu kurarak devrimin ete, kemiğe bürünmesi sağlayan kişi olarak büyük bir ün yapmıştır.
Ne var ki, o, Devrim Önderi’nin yaşamını kaybetmesi sonrası yaşanan çekişmelerde ekip olarak hareket edemeyip ön alamayınca, başına da gelmedik kalmamıştır.
Söylemleri, eylemleri, önermeleri, sorunları çözümleyip irdelemesi hep ilgi görmüştür. O nedenledir ki, her hareketi, ilişkisi yönetimin, gizli kolluk güçlerince hep gözaltında tutulmuştur. Yetmemiş, kendisine sürgün üstüne sürgünlük yaşatılmıştır. Çünkü, o, ülkesinde, yönetime karşıt kesimin, en saygın, oldukça bilgi donanımlı, sonuç alabilen, çok tanınmış önder kişisi olarak ilgiyi üzerinde toplayabilektedir. Yaptığı eleştirilerinde de hep tutarlı ve haklı çıktığı görülmüştür.
O, tek ülkede Sosyalizmin kurulmuş olamasıyla yetinilmesini kabüllenmeyen biridir. Birçok ülkede de, kendilerinkine benzer, Marksist-Leninist Devrimlerin gerçekleştirilmesine omuz verilmesinden yanadır. O yönde bir gidişat belirlenmesini üsteleyerek savunmuştur. Tek ülkede Sosyalizmin yaşatılamayacağı gibi derin bir kaygısı vardır. Ülke içinde ise sürekli devrimin sürdürülmesini istemektedir. Tökezleyecek olurlarsa eski egemenlerin yeniden palazlanarak yönetimi ele alabilecekleri yönünde kaygıları vardır(!).
İşte onun ülke içindeki sürgünlüğü sonrası, yurt dışı da edilir. Bizim ülkemizde, Büyükada’da dört yıl kalır. Başka ülkelere ise kabul edilmemiştir. Zaten ona diş bileyen kendi ülke yurttaşlarından mülteci olarak yaşamakta geniş bir düşman çevre vardır. Öyle de olsa her ülkede yandaşları da eksik değildir. Onlar da boş durmazlar. Bir yıla yakın Fransa’da kalma olanağı yaratılmıştır. Orada tepkiler artınca kendisine Norveç’e gidebilmesi sağlanır.
İşte o sıralarda da, kendi ülesinin en büyük kentinin merkezi yönetimin örgüt il başkanı öldürülür. Soruşturmalar sonrası açılan davalarda ülkedeki devrimi gerçekleştirenlerden yönetim dışı kalmış karşıtlar suçlanır. O yönde kanıt elde edilemese bile zorlama açıklamalarla yurt dışındaki asıl karşıt kişi konumundaki Troçki baş sorumlu olarak gösterilir.
Suçlamayı radyodan öğrenen Troçki, bulunduğu ülkede yönetim gidişatına hiç ilişmeyeceğine ilişkin yaptığı sözde sözleşmeye karşın, uzun bir savunma açıklaması yapar. Bu savunması da yönetim yanlısı gazetede yayınlanır. Ülkelerinin elçisi ise hemen baskı kurmaya yönelir. Ne de olsa orası küçük bir ülkedir. Yönetim işte o anda Troçki‘nin sessiz kalmasını yazılı olarak yeniden ister. Kendisine de, ülkenin ıssız olan kuzeyine götürüleceği bildirilir. O devrimci önder, işte o sıra öfke nöbetine tutulur. Sert bir çıkış yapar. Yüksek sesle, Adalet Bakanına bağırır çığırır. İstenilen imzayı da vermez. Asıl ilginç olanı ise, “Hitler, çok kalmaz, üç-dört yıl içinde, hükümetinizi al aşağı eder. Sizler de birer mülteci olursunuz(!),” diyerek sözlerini bitirir.
Hiç istemese de, o tutumu üzerine, gizlice, bir şileple Meksiya’ya yola çıkarılır. Troçki yandaşları onu bu kez de nasıl nasıl edip Meksiya’ya kabul ettirmişlerdir.
Sonuçta, “Troçki‘nin o söz konusu uzgörüsü(!)” de gerçek olur; Almanlar Norveç’e ayak basıp ülkeyi ele geçirince, “Troçki’yi ülkelerinde görmekten onur duyacaklarını(!), belirtip kabul etmiş” olan zamanın solcu yönetimi, yaşamın bir cilvesi(!) türünden, kendilerini İngiltere’de mülteci(!) olarak bulurlar.
Çarpıcı, ilginç bir gerçek olarak bulduğum kehanet gibi bu uzgörüden(!) ben de etkilenip sizlerle paylaşayım istedim.
Öyle sanıyorum ki, duyarlı, konuyu kavrayan bazılarımız, açıkça olmasa bile içinden “Vay be!” demişlerdir.
İyi haftalar…
____________________
(*) TROÇKİ III Kovulan Sosyalist/Isaac Deutscher/591 Sayfa/Ağaoğlu Yayınevi/1974 Baskı-İstanbul
(**) Kuyu/Catherina Chanter/359 Sayfa/Yapı Kredi Yayınları/2016 Baskı-İstanbul
(***) BİZİM KÖY/Mahmut Makal/141 Sayfa/Varlık Yayınları/1950 Baskı-İstanbul
(****) OBAMA Vaatten İktidara/David Mendell/488 Sayfa/%100Koton Kitap2014 Baskı-İstanbul
Köşe Yazarı: Davut Fen


























