Üzerinden epey zaman geçti gitti ama yaşadığım bir olayı hiç de unutup gideceğim yok.
Bir yakınımla zamanında konuşmuş, kendisine bir işim düştüğünü bildirmiştim. O da, olur, demişti. İşimi hal yoluna sokabilmem için izin kullanıyordum. O kullandığım izin sürem içinde de işimi halledecektim.
Ne var ki, bana, diyen yakınımdan ses soluk çıkmıyordu. Son kez aradığımda, uzaktaymış. İşimin görülmesi için, çıkıp gelip gelemeyeceğini, soruyordu. Ben de, gel, dedim. Öylesi de bana masraf olarak yansıyacaktı; biliyordum.
Yabancı birine işimi gördürmektense elbet yakınıma gördürmeyi seçtim. Daha doğrusu, o sıra, öylesine, elim mahkummuşum, gibi gelmişti. Elbet, bu hareket de içime sinmemişti. Kendimi, o sıra seçeneksiz sanmıştım. İşte o yüzden bayağı bir bozum olmuş olsam da zamanım kalmadığından o yakınıma gönülsüz, peki, demiştim.
İşin içime sinmeyen yanı ise, o hareketini bilerek mi yapmıştı acaba, diye kafama bir düşünce takılıp kalmıştı.
İşin tuhafı, aynı işi(Bir taşımacılık işi idi), bir arkadaşım benden çok daha az bedel ödeyerek yaptırmıştı. Ben de o boyutu bir türlü kabüllenemiyordum. Sonuçta ödediğim bedel yabancıya gitmemişti ama dosttan (Yakınınızdan) bir kazık yemiş de oluyordunuz.
Buraya kadar olanı eski bir öyküdür. O yüzden de yaşadığım olayın ayrıntılı açıklamasına girmiyorum.
Geçenlerde yayladayım. Bir akşam orada kendi başıma kalıvermiştim. Yapılacak işlerimiz vardı. Bir akşam daha kalıp kalmama konusunda kesin karar vermemiştim. Sonuçta da oradan alıp getireceklerimi aracıma yükledim. Gitmek gibi düşünce içindeydim. Aracın kontağını çevirmeden önce uzaktan kumandanın işlemediğini gördüm. Bir terslik vardı. Bu kez kapıları anahtarla açıp kontağı çevirecektim ki, aküde yeterli güç olmadığını anladım. Anahtarı çıkarıp alırken bir yanlışlık yapmış, ya da çalmıyor olsa da radyo açık kalmış olmalıydı.
Yaylada o işleri yapan bir tanıdığımız vardı. Bizim orada oturuyor beş-altı km. öteye de işyerine gidip geliyordu.
Önce bende telefonu olan bir yakınından aracı olmasını istedim. O da, olur, deyip, ilgileneceğini belirtti.
Sonrasında yolda gezinirken ustanın bir başka yakını daha denk gelmişti. Ona olaydan söz ettiğimde kendisinin telefonunu verebileceğini belirttince ben de aldım.
Telefon edip aradığımda, haberdar olduğunu, elindeki işerinin süreceğini, o yüzden, karanlığa kalacağından, söz etti. Daha gündüzdü. Az bir dolaşıp sonrasında konutumuza çekildim. Kendimi televizyon başına attım; bura halkının değişiyle uzun oturdum.
Aradan dört-beş geçip gitmişti. Arayıp ne olup bittiğini sorduğumda, işyerinden çıkarken aklına bir konu takılmış olmakla birlikte ne olduğunu anımsayamamış. Beni unutmuşmuş. Ben, istersem o yolu yeniden gidip gelerek işimi halledebileceğini söyledi. O gidip gelmenin ek para isteneceğinin anımsatılması demek olduğunu sanırım anlamış olmalısınız.Ben de zaten konuya öyle girdim; iyi de, alacağınız ücreti katlamayacak mısınız, demeden edemedim. Bırakın ücret artışını, sizin benden bir de özür dilemeniz gerekir, dedim. O da, o an dediğimi yapıp, özür, diledi.
İşimi görmek için hareket edeceğini anladım. Gece o karanlıkta yoldan yüze bakındım, bir far ışığı göremedim. Yine uzun oturup keyifsiz de olsa televşzyon izlemeye koyulmuştum ki, telefonda sesini duyuverdim; ben geldim, diyordu. Aşağıya ineceğim sıra kontak anahtarını aranmaya başladım. Üzerimde yoktu. Ötede beride de yoktu. Meğerse aracın kapısında bırakmışım; usta da o anahtarla işe koyulmuştu bile.
Çok bir şey yapılacak değildi. Getirilen bir akü ile araç çalıştırıacaktı, ol kadar.
Burada onun yaptığı işin kaça yapıldığından haberim vardı. İş bitiminde o kadarının dörtte bir artışlısını uzattım. Azımsadı. Uzattığımın iki katı ancak onu hoşnut edecekti. O kadarı bile burun kıvrılacak bir ücretti belki de.
Araç çalışır konumdaydı. Bir zaman da öyle kalması gerekiyordu. Usta o ara oturmamı işaret edip biraz konuşalım deyince, aynı yörede oturan birileri olarak söyleşeceğimizi sanmıştım. Bizim Usta, işte o ara kafasına takılı olan ücret azlığını yeniden dillendirmeyi yeğledi. Anlayacağınız, oturalım hele bir değişi, Arabın derdi kırmızı pabuç, örneğine çıkmıştı. Ben de konutumuza çıkıp ücreti artırdım ama onun beklediği kadar değil. Yine azımsamakta diretti.
Siz varın da artık diyeceklerimin gerisini anlayıveriniz. Ben, bu yaklaşıma, açık seçik olarak, fırsatçılık, diyorum. Sizin daha başka tanımlamanız olabilir mi bilmiyorum.
Az dahası da var; aynı kişi geçen sene içinde de aynı yerde bir konuğumuzun işine el atmıştı. Konuğumuz, ne vereceğiz, diye sorduğunda benden istenileni o sıra alıp cebine atmıştı. O iş için gidip geldiği yolu da benim araçla yapmıştık. O boyut bile hiç hesaba katılmamıştı. Ben o sıra, ne diyebilirdim ki, elbette, önemli değil, demiştim.
Daha açık anlatayım: siz yolda kalıp ilgili birilerinden destek istiyorsunuz. O kişi de, olur, deyip telefonu kapatıyor. Çıkıp geldiğinde de olayı çözümleyecek aygıtını getirmeyi unuttuğunu söyleyecek. Yeniden gidip gelmesi gerekecek. O hatasını da size fatura edecek. Siz, o uzun saatler boyunca beklediğinizi hiç dile getirmeyip kuzu kuzu istenilen bedeli öderken, çok sağ olasın Usta, geç de olsa işim görüldü, mü diyeceksiniz!
İşte asıl gelmek istediğim an da o saat, o dakika!
Ben, kuzu, değilim, o kişi de, kurt olamaz; işin bu boyutunu bizim tavrımız belirler…
İyi haftalar…


























